{“title”: “Yüzyıllardır Kayıp Olan Osman Gazi’nin Miğferi, Dünya Çapında Ortaya Çıktı”, “content”: “
Osmanlı’nın kurucu lideri Osman Gazi’ye ait olduğu düşünülen görkemli bir çelik miğfer, dünya müzelerinin en prestijli kurumlarından biri olan New York Metropolitan Müzesi’nde nihayet gün yüzüne çıktı. Uzmanlar, bu nadide eserin Osman Gazi’nin ta kendisine ait olduğunu ve Osmanlı’nın kuruluş yıllarına ışık tutan tarihi bir belge olduğunu belirtiyor. Bu keşif, Osmanlı tarihi ve kurucu liderin kökenlerine dair tartışmaları sona erdirirken, aynı zamanda bu önemli eserin dünya çapında bir müzenin envanterinde bulunması, Türkiye’nin kültürel mirasına uluslararası platformda gösterilen ilgiyi de artırmış durumda.
Hakan Yılmaz isimli yeniçağ tarihçisi ve araştırmacı yazar, bu tarihi eseri ilk kez tanıtarak, üzerindeki Osman Gazi’ye ait olan tuğra ve Kayı damgasının detaylarını paylaştı. Yılmaz’a göre, miğferin üst kısmında yer alan Arapça kitabe, Osman Gazi’nin kendisini “Sultânü’l-a‘zam” (Büyük Sultan) ve “Hânü’l-mu‘azzam” (Ulu Han) unvanlarıyla tanıttığını açıkça gösteriyor. Ayrıca, madalyon şeklindeki arka yüzünde ise “Nâsırü’d-dîn ‘OsmânSultân” ifadesi yer alıyor. Bu detaylar, Osman Gazi’nin bağımsız bir sultanlık kurduğunu ve Osmanlı’nın kökenleri hakkında yapılan bilimsel tartışmalara netlik kazandırıyor. Miğferin bu kadar önemli bir konuda tartışmalara son noktayı koyması, hem tarihçilere hem de araştırmacılara yeni ufuklar açıyor.
Miğferin tarihine ve bulunma sürecine değinen Yılmaz; eserin, yaklaşık 90 yıl önce, ünlü koleksiyoner George Cameron Stone’un koleksiyonuna dâhil olduktan sonra, 1935 yılında vefatından sonra Metropolitan Sanat Müzesi’ne bağışlandığını belirtti. Ayrıca, onun öncesinde Osman Gazi’nin ve sonraki Osmanlı padişahlarının Avrupa müzelerine ve özel koleksiyonlara ait diğer dini ve askeri eşyaların da bu süreçte el değiştirip, gizlilikle korunduğunu vurguladı. Esnaf ve koleksiyonerlerin elinde kalan bu değerli eserler zaman içinde müzelere kazandırılmış ve böylece global müzelerin Osmanlı mirasıyla ilgisi artmıştır. Bu bağlamda, miğferin ortaya çıkışı ve tanıtılması, Osmanlı’nın kurucu lideri Osman Gazi’nin tarihi profilini aydınlatmada büyük bir dönüm noktası olmuştur.
Hakan Yılmaz, söz konusu miğferin neden ilk olarak fark edilmediğine dair soruya da yanıt vererek, yaklaşık 11 yıl önce alanında uzman olan David G. Alexander’ın çalışmalarını eleştirdi. Alexander’ın müze kataloğunda eserin fiziksel özelliklerini detaylıca tasvir etmesine rağmen, kitabe kısmındaki eksiklikler ve Osman isminin tam yazımıyla ilgili bilgilerde gözden kaçırmalar yaptığına dikkat çekti. Ayrıca, Metropolitan Sanat Müzesi’nde bulunan ve Osman Gazi’ye ait olduğu düşünülen başka miğferlerin de tespiti ve karşılaştırması üzerinde çalışmalarını sürdüren Yılmaz, bu eserlerin tasarım ve kitabe detaylarından Osman Gazi’nin yanında, Murad Hüdâvendigâr ve Orhan Gazi’ye ait izler taşıdığını belirtti. Ayrıca, birkaç yıl önce Sotheby’s müzayedesinde satışa çıkan ve Philippe Missillier koleksiyonundan gelen miğfer ile Henry Walters Müzesi’ndeki örneğin, Osman Gazi’nin miğferine oldukça benzediğini ve ortak özellikler taşıdığını da sözlerine ekledi. Yılmaz, tüm bu bulguların, Osmanlı’nın ilk zamanlarına ait önemli birer ipucu olduğunu ve araştırmalar devam ederken, her yeni keşif ile tarih sahnesine farklı pencereler açıldığını söylüyor.
Son olarak, Yılmaz, ülke yetkililerine çağrıda bulunarak, söz konusu eserlerin en kısa sürede Türkiye’ye getirilmesi ve uygun koruma alt
